Tuesday, August 14, 2012

Kek yapmak!

Önce bütün malzemeleri hazırlayarak başlarsın, yumurtayı, çikolatayı, kapları.. Başlarsın karıştırmaya, ve önceden çalıştırdığın fırına bakarsın, bakalım yeterince ısınmış mı? Sonra karışımı büyük bir özenle dökersin üstü yapışmaz kaplı kek kalıbının içine ve her şey hazırdır artık sadece fırına verip 35 dakika beklemek gerekir o harika kokunun bütün evi sarması için. Dakikalarca bekleyişten sonra ellerin yanması diye hemen eldivenleri takarsın ellerine ve altına tahta koyarsın ki güzelim mutfak mermerini mahvetmesin diye o güzelim brownie. Yine bir süre beklersin, bu sefer de keserken zor olmasın, yok efenim hamurlaşmasın falan filan, en sonunda kesersin ama yine yetmez, bu sefer de tabaklar çatallar çıkar, geri kalanını koymak için 'saklama kapları' çıkar ortaya, her şey biter tam rahatladım dersin ve göz ucuyla bir bakarsın mutfağa, Aman Tanrım! Savaş alanı.. bu sefer ev halkı görmeden bulaşık makinasına tıkılır her şey geri kalanlar buzdolabına. Tam çayını alıp uzanıcakken koltuğa, bir bakmışşın ki o güzelim brownie buz gibi olmuş! Ee ne anladım ben o zaman? Bütün o verdiğim çaba nereye gitti? sonra bir iç çekersin hafif çikolata kokusunu tekrar alırsın son bir güç tam yemeğe dalıcakken davetsiz misafirler kapını çalar ve onları ağırlamak derdiyle unutursun o bütün gün emek verip beklediğin brownieyi. Mutfak hiç toplanmamış gibi yine bütün fazlalıkları kusar tezgahlarına, bu sefer kendi kaldırabileceğin yükten fazlası binmiştir mutfağın tezgahları, tekrar çalışır bulaşık makinası ve çöpler dolar poşetlere. İşte bende de hep böyle oluyor ne zaman kendim için bir şey yapmaya çalışsam çevremde ki insanlar gelip hazıra konuyor. Ee hayat da böyle değil mi zaten? Tam pastanı yiyecekken, başarının arkasını toparlaman gerekir, yorgunluk çayı içmeyi ümit ederken başkalarına daha fazla  servis yapıp başka bir kapının açılması için bir fırsat yaratmaya çalışır insan her dakika. Her iki taraf da kendi çıkarları için uğraşırlar hem misafir hem de evde ki hamaratlı kızımız, peki ne için? Tatlı bir gülümsemeyle başlayan bu istekler büyük hırslara dönüşür, önce okul sonra iş, para, evlilik, çocuk, yaşlılık... Biliyorum ancak yaşlandığımda ve bütün malzemeleri toplayıp bütün görevlerimi eksiksiz bir şekilde yerine getirdiğim zaman o güzel brownieden henüz sıcakken bir çatal alabilicem ve yanında çayımı yudumlayabilicem, ve belki ben de diğer insanlar gibi daha hayatın başında olan insanların hayatlarını basıp onlara zorla misafir olup onları bütün emekleriyle yaptığı kekten bir dilim alıp sıcak sıcak yemeyi başarıcam, tıpkı zamanında bana yapıldığı gibi ben de onları cezanlandırıcam ki başarılarını büyük görmeyip daha fazla çalışıp daha çok kazansınlar diye veya daha pratik olsunlar hızlı ve hırslı.. Ama ben böyle yapmayacağımı biliyorum çünkü her başarının bir ödüle ihtiyacı vardır bazen sıcak bir kekten alınan bir çatal, bazen yıllarını verdiğin okuldan zorla kapılan bir kağıt parçası veya bir gün ümitle beklenen o terfi zarfının bir sabah geldiğinde masanda bulunması, ve bütün o kağıtlar alınıp da tam teşekkürlü bir şef olduğunda fırından çıkardığın kekin kokusuyla yeni gelen küçük şefleri  büyülemek ve onlara da bu umudu vermek, bence kek yapmanın asıl amacı bu!